26 Haziran 2015 Cuma
Ertuğrul Gazi (Osmanlı Devletinin dedesi...)
Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yaygın görüşe göre Ertuğrul Gazi 1189´ da doğmuş 1231 de Söğüt e yerleşmiş 1281 vefat etmiştir. Babası Süleyman Şah, annesi Hayme Ana, eşi ise Halime Hatundur.
Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gâzinin babasıdır. Oğuzların Bozok koluna bağlı Kayı boyundan Süleyman Şahın oğludur. Cengiz´in İslâm memleketini talan ettiği sırada babası, Selçuklu topraklarında yaşamak üzere kabîlesiyle berâber ülkesini terk etmiş, Amu Deryâ´yı geçip, Oğuzların yoğun olduğu Ard havzasına gelmiştir. 1220´lerde Horasan´ın kuzey sınırına, oradan Karakum Gölünün güneyine, oradan da Merv yoluyla Ahlat´a ulaşmıştır. Moğol ateşinin Doğu Anadolu´yu da sarması üzerine kabîlesine daha uygun bir yer arayan Süleyman Şah, Rakka civarında Ca´ber Kalesi yakınında Fırat Nehrinden geçerken boğulmuştur.
Babalarının vefâtından sonra, Ertuğrul Gâzi kabîleye reis seçildi. Ağabeyleri Sungur Tekin ve Gündoğdu, kendilerine tâbi kabîle mensuplarıyla berâber Ahlat´a geri döndüler. Ertuğrul Gâzi ise, kardeşi Dündâr Beyle berâber batıya hareket etti.
Sivas yakınlarında konakladıkları sırada Selçuklu ordusu ile büyük bir Moğol birliğinin savaşına şâhid oldular. Selçukluların yenilmekte olduğunu görünce, yiğitlik ve mertlik esaslarına göre, kuvvetleriyle onların yardımına koşan Ertuğrul Gâzi gâlip gelmelerini sağladı. Bunun üzerine Selçuklu Devletinin hükümdârı bulunan Sultan Alâeddîn, Ertuğrul Gâziye iltifât ederek hil´at gönderdi ve Ankara yakınındaki Karadağlar mıntıkasını ıktâ olarak verdi (1230). Ertuğrul Bey, bir müddet burada kaldıktan sonra, oğlu Savcı Beyi Konya´ya gönderince, Bursa ile Kütahya arasındaki Domaniç Dağları yaylak, Söğüt ile Karacaşehir kışlak olmak üzere kendilerine verildi. Bunun üzerine Ertuğrul Gâzî aşiretiyle berâber gelip, Söğüt ve Domaniç´e yerleşti. O civarlarda oturan Afşar (yâhut Alişar) ve Çavdar aşîretlerinin etrâfa verdikleri zararlara mâni oldu. Hıristiyan tekfûrlarla da iyi geçinmeye dikkat etti.
ertugrulgaziturbe1Adâleti, halka olan iyi muâmele ve yardımları o kadar çoktu ki, Hıristiyan tebaa bile kendisini sevip sayıyordu. Ertuğrul Gâzinin günden güne kuvvetlenmesi Karacahisar tekfûrunu kendisine cephe almaya yöneltti. Bunun üzerine Ertuğrul Gâzi Konya´ya giderek Sultan Alâeddîn´i bu hisarın fethine teşvik etti ve berâberce gelerek Karacahisar´ı kuşattılar. Moğolların Konya Ereğlisi´ni kuşatması üzerine, Sultan Alâeddîn geri döndü. Ancak Ertuğrul Gâzi muhâsaraya devâm etti. Bir müddet sonra kaleyi fetheden Ertuğrul Gâzi, tekfûru ve diğer esirleri kardeşi Dündar Gâzi ile birlikte Konya´ya Sultan´a gönderdi.
Ertuğrul Gâzi, Selçuklu Sultânı Alâeddîn´in vefâtına kadar altı sene etrâfın fethi ve İslâmiyetin yayılması için bütün gayreti ile çalıştı. Sultânın vefâtından sonra, Selçuklu hükümdârları arasındaki taht ve taç kavgalarına karışmayarak Söğüt uç bölgesinde tekfûrlarla mücâdeleye devâm etti. 1281 yılında 92 veya 96 yaşındayken Söğüt´te vefât ederek oraya defnedildi.
Ertuğrul Gâzi, çevresinde bulunan beyliklerden devletlerin durumlarını ve siyâsî şartlarını gâyet iyi değerlendirirdi. Komşuları ile dâimâ iyi geçinerek aşîret ve tebaasını güçlü bir durumda huzûr ve râhat içinde yaşattı. Çok cömert olan Ertuğrul Gâzi, fakirlere, düşkünlere dâimâ yardım ederdi. Yarım asır adâletle idâre ettiği bölgede Hıristiyanlara da İslâmiyeti sevdirdi. Ertuğrul Gâzinin ölümünden sonra, küçük oğlu Osmân Gâzi, kavim ve kabîlesinin reisi oldu. Osman Beyin bağrından çıkarak denizleri, diyarları, kıtaları ve ülkeleri muhteşem dalları arasına alacak olan çınarın kökü toprağa yayılmaya başladı. Öyle ki, bu çınarın gölgesi altında bütün insanlık, Asr-ı Saâdetten sonra, bir daha görüp hayâl edemediği bir şekilde tam altı asır yaşadı.
(alıntıdır)
22 Haziran 2015 Pazartesi
Hipotalamus nedir? Dikkat çeken ilginç özelliği....
Sabah uyanınca koltuk altından ölçülen olağan vücut sıcaklığı 36,3 ile 37,1 derece arasında değişir. Vücut sıcaklığını ayarlayan merkez, beynimizdeki hipotalamustur. Hipotalamusdaki bu merkez bir termostat gibi çalışır. Hipotalamik termostatın ayar noktası 37,1 derecedir. Vücudun iç sıcaklığı koltuk altı sıcaklığından daha yüksektir, beyin sıcaklığı da vücudun iç sıcaklığı kabul edilir. Beyin sıcaklığı 37,1 derecenin altına düşerse hipotalamusdaki ısı üretimini sağlayan ve aynı zamanda ısı kaybını engelleyen mekanizmalar devreye sokulur. Vücut sıcaklığı bu derecenin üstüne çıkarsa ısı üreten mekanizmaların durdurulup ısı kaybına yol açan mekanizmaların çalıştırılması sağlanır.
Böylece vücut sıcaklığımız olması gereken derecelerde olur.
Aşka dâir... ♥♥♥
Haklısın aramızda dağlar, denizler var,
Haklısın aramızda uçurumlar...
Senin sevdaların üç günlük masal,
Benim sevdalarım Allâh ' ına kadar... ( Ahmet Selçuk İlkan)
---------------
Ne yıldızları istiyorum gece yarılarıma
Ne güneşi istiyorum karanlığına
Çok değil sadece seni istiyorum, yalnızlığım
----------
Ilık bir rüzgar ediyordu
Nerden bilirdim fırtına kopacağını
Yağmurun yağacağını
Ve o yağmurun sen olacağını.
-------------
Gece midir, insanı hüzünlendiren, yoksa insan mıdır,
hüzünlenmek için geceyi geceyi bekleyen?
Gece midir, seni bana düşündüren yoksa ben miyim
Seni düşünmek için geceyi bekleyen?
----------
Kimseye gönlümü vermedim, içinde seni görürler diye
Kimsenin gönlünü almadım, içinde seni görürüm diye
------------
Dünyada iki türlü göz var;
Biri benden başka herkesi gören sen,
Diğeri senden başka kimseyi görmeyen ben
Haklısın aramızda uçurumlar...
Senin sevdaların üç günlük masal,
Benim sevdalarım Allâh ' ına kadar... ( Ahmet Selçuk İlkan)
---------------
Ne yıldızları istiyorum gece yarılarıma
Ne güneşi istiyorum karanlığına
Çok değil sadece seni istiyorum, yalnızlığım
----------
Ilık bir rüzgar ediyordu
Nerden bilirdim fırtına kopacağını
Yağmurun yağacağını
Ve o yağmurun sen olacağını.
-------------
Gece midir, insanı hüzünlendiren, yoksa insan mıdır,
hüzünlenmek için geceyi geceyi bekleyen?
Gece midir, seni bana düşündüren yoksa ben miyim
Seni düşünmek için geceyi bekleyen?
----------
Kimseye gönlümü vermedim, içinde seni görürler diye
Kimsenin gönlünü almadım, içinde seni görürüm diye
------------
Dünyada iki türlü göz var;
Biri benden başka herkesi gören sen,
Diğeri senden başka kimseyi görmeyen ben
Aşkıma... çok duygulu aşk sözleri
AŞKIMA;
güzel gözlüme;
yaşamın en acı en uzun gecesii...
bu gece konuşabileceğim
elini tutabileceğim
ne bir dost
ne de bir arkadaş var..
yalnızca elimde kağıt
bu gece seni anlatıp seni yazacağım
önce o güzel gözlerini
hayalimde canlandırıp
saatlarce bıkmadan,usanmadan
bakacağımm
sonra da o güzel yüzünü düşüneceğim
ama sana dokunamayacağım
her şarkıda,
her şiirde
seni bulacağım
sana söyleyemediğimi
gecenin
karanlığında söyleyeceğim
ama
bilmezsin güzel gözlüm
her gecenin bir sabahı,
her zamanın bir saati,
hatta her kışın bile yazı vardır
sensiz geçen günlerimin sonu gelecek
ve sana
kavuştuğum o gün
boynuna sıkıca sarılacağıma
yemin ediyorum
sana yüzlerce ,binlerce hatta yüzbinlerce kez
SENİ SEVİYORUM diyeceğim
AŞKIMA...
21 Haziran 2015 Pazar
Ünlü matematik ve fizik bilgini FRED HOYLE ' nin dediği gibi...
Ünlü matematik ve fizik bilgini FRED HOYLE ' nin dediği gibi...
" Yalnızca bir tek hücrenin bile tesadüfen kendiliğinden var olabilme olasılığı, bir fırtına sonucu bir hurda yığınından uçuşan demir parçalarının gökyüzünde birleşip tesadüfen bir Boing 747 uçağı oluşturma olasılığından daha düşüktür." ( Fred HOYLE)
Bir Hayvanın İstifa Dilekçesi
Bir hayvanın istifa dilekçesi
Biliyorum, dünyanın nimetleri sırf benim için yaratılmadı.
Ben üstün değilim,
Ben farklı değilim,
Duymak istiyorsan eğer,
Bunu da haykırabilirim,
Ben İNSAN değilim.
20 Haziran 2015 Cumartesi
YOLDAKİ TAŞ... MUTLAKA OKUYUN
YOLDAKİ TAŞ
Eski zamanlarda bir padişah, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurur ve kendisi de pencereye oturup, "Bakalım neler olacak?" diye seyreder. Ülkenin tüccarları, kervancıları, saray görevlileri birer birer kayanın etrafından dolaşıp saraya giderler. Pek çoğu da; "Halkından çok vergi alıyor,ama yolları temiz tutmuyor." diye padişahı yüksek sesle tenkit ederler.
Birgün sırtındaki küfe ile saraya meyve ve sebze getirmekte olan bir köylü çıkagelir. Kayanın yanına gelince, sırtındaki küfeyi yere indirir ve iki eli ile kayaya sarılır ve ıkına sıkına itmeye başlar. Sonunda kan ter içinde kalır, ama kayayı da yolun kenarına çeker. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereyken, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görür. Keseyi açar. İçi altınla doludur. Bir de padişahın yazısı vardır içinde: " BU ALTINLAR, kayayı yoldan çeken kişiye aittir."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



