BİREYSEL
ETKİNLİK KATILIM VE DEĞERLENDİRME FORMU
16 Ocak 2016 Cumartesi
Eğlenceli Zeka testi hadi bakalım cevaplarınız ne olacak???
Zeka (!) Testi
Aşağıdaki soruları tam 1 dk. içinde
yanıtlamaya çalışın. Bir kağıt kalem alın ve yanıtlarınızı not edin, ve her
soruya bir defa bakmaya çalışın oldukça ilginç bir zeka testi... )
*1. Bazı aylar 30, bazıları 31 çeker;
kaç ayda 28 gün vardır?
CEVAP:
*2. Doktorunuz size 3 hap verir ve
bunları yarımşar saat arayla almanızı tavsiye ederse, ilaçların tamamını
bitirmeniz ne kadar sürer?
CEVAP:
*3. Gece saat sekizde yatıyorum ve
yatarken guguklu saatimi sabah dokuza kuruyorum kaç saat uyurum?
CEVAP:
*4. 30'u yarıma bölüp 10 eklediniz,
kaç etti?
CEVAP:
*5. Bir çiftçinin 17 koyunu vardı.
Sürüde salgın hastalık oldu, dokuzu ağır hastalandı, diğerleri öldü. Çiftçinin
kaç koyunu var?
CEVAP:
*6. Sadece bir tek kibritiniz var.
İçinde bir gaz lambası, bir gaz sobası ve bir de mum bulunan karanlık ve soğuk
bir odaya girdiniz. Önce hangisini yakarsınız?
CEVAP:
*7. Adamın biri dikdörtgen biçiminde
ve her cephesi güney manzaralı bir ev inşa ediyor. Evi kocaman bir ayı ziyaret
ederse bu ayı ne renk olur?
CEVAP:
*8. 3 elma vardı ikisini aldım. Kaç
elmam var?
CEVAP:
*9. Musa gemisine her hayvandan kaçar
adet aldı?
CEVAP:
10. Hakkari' den hareket eden 43
yolculu bir otobüs kullanıyorsunuz. Şanlıurfa' da 7 yolcu binip, 5 yolcu indi.
Diyarbakır' da 8 yolcu indi, 6 yolcu tuvalete gidip geldi ve 4 yeni yolcu
bindi. 20 saat sonra Edirne' ye vardığınızda şoförün adı neydi?
CEVAP:
Şimdi Yanıtlar:
1.* Hepsinde, tüm aylarda 28 gün
vardır.*
2.* Bir saat.
3.* Guguklu saatler gece gündüz ayrımı
yapmadığı için 1 saat.*
4.* 70 eder, yarıma bölmek 2 ile
çarpmak demektir.*
5.* 9 canlı koyun.*
6.* Kibriti.*
7.* Ayı beyaz olur. Evin her cephesi
güneye baktığına göre bina kuzeykutbundadır.*
8.* 2 elma.*
9.* Sıfır, gemisine hayvan alan Nuh
idi.*
10. Şoför sizdiniz.
*
*Değerlendirme:
10 doğru : Einstein seviyesi
9 doğru : Toplumla uyuşamayan
psikolojik bozuk vaka
8 doğru : Mühendis
7 doğru : Üniversite öğrencisi
6 doğru : Lise öğrencisi
5 doğru : İlkokul öğrencisi
4 doğru : İlkokul öğretmeni
3 doğru : Lise öğretmeni
2 doğru : Üniversite Profesörü
1 doğru : Vekil
B21 - O21 - Ö40 Ölçme ve Değerlendirme tutum ölçeği örnek çalışma
ÖLÇEK-2
KİŞİSEL
BİLGİLER
K1
(okul):
Atatürk Lisesi
K2
(sınıfınız):
Sınıfın tamamı 12. Sınıftır.
K3(yaş):
Sınıfta 17
yaşında 8 kişi mevcut bu da sınıfın %42’ini oluşturuyor.18 yaşında 11 kişi
mevcut bu da sınıfın % 58’ini oluşturuyor.
K4
(cinsiyet):
Sınıfta 9
erkek mevcut, bu oranda sınıfın %47’si erkek anlamına geliyor.10 kız mevcut, bu
oranda sınıfın %53’ü kız olduğu anlamına geliyor.
K5 (Genel
akademik not ortalaması):
Lise
düzeyinde araştırma yapıldığı için akademik ortalama ankete yazılmamıştır.(Öğrenciler
durumunu tam bilmiyor, çoğunluğu yazmamış)
D18 - K30 - İ31 Ölçme ve Değerlendirme tutum ölçeği ile yapılmış örnek bir çalışma
ÖLÇEK-1
DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER
D1(cinsiyet):
Sınıf mevcudu 20 dur. Bunun 20’si de
erkektir.%100’lük bir dilimini oluşturmaktadır.
D2(sınıf):
20 kişilik
sınıfın tamamı 9.sınıf öğrencisidir.
D3(okul):
Mahmut Sami
Ramazanoğlu İmam Hatip Lisesi’ dir.
D4(bilgisayar
var mı?):
Sınıfta 17
kişinin bilgisayarı var, bunlar sınıfın
%85’ini oluştururken,3 kişinin bilgisayarı yoktur, bunlar da sınıfın
%15’ini oluşturmaktadır.
D5(internete
erişim):
Sınıfta 13
kişinin internet erişimi var, bunlar sınıfın %65’ini oluşturmaktadır, 7 kişinin
ise internet erişimi yok bunlar da sınıfın %35’ini oluşturmaktadır.
Çanakkale kahramanı Seyyid Onbaşı kimdir?
Abdurrahman oğlu Seyyid,
1889’da Balıkesir Havran’ın Çamlık köyünde doğar. Fukara bir ailenin çocuğu
olduğu için mektep medrese görmez ama yine de rahle-i tedristen geçer, güzel
Kur’an-ı kerim okur, iyi kötü derdini yazar. Köy yerinde n’olsun, kâh hayvan güder,
kâh anacığı ile (Emine Hanım) el bahçesinde zeytin toplar. Balkan Harbi çıkınca
onu askere alırlar. Pehlivan yapılı olduğu için adının başına bir “Koca”
yakıştırırlar.
Koca Seyyid üç yıl boyunca Balkan dağlarında komitacı kovalar. Tam terhis vakti gelmiştir ki onu kısa bir topçu eğitiminden geçirip Çanakkale’ye yollarlar. Kilitbahir, Mecidiye Bataryasında hizmete başlar. Çok geçmeden İngilizi, Fransızı kapımıza yığılır, 18 Mart sabahı Boğaz’ı zorlarlar. Zırhlıların ateş gücü çok yüksektir metrekareye 6 bin mermi sıkar, siperlerimizi adeta kazıyıp, göğe savururlar. Tam “oldu galiba” diyeceklerdir ki, topçu bataryalarımız ateşe başlar İngilizler yanıbaşılarında yükselen sudan kuleleri görünce çok heyecanlanırlar. Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları Kilitbahir önlerine gelir ve tabyaları kaldırıp koparırlar.
? Ben nerdeyim burası neresi?
Bataryanın kırk yiğidi sığınağa sokulacak fırsat bulamazlar zira merminin biri cephaneye isabet eder ve müthiş bir gürültü kopar. Koca Seyyid hayal meyal yerin kabardığını ve havalandığını hatırlar... Gerisi genzindeki pis koku, kulaklarındaki derin uğultu ve bulanık simalar...
Seyyid gözünü açtığında bir sıhhiye erinin kucağındadır, arkadaşlarından 14’ü şehit olmuş, 24’ü yaralanmıştır, Niğdeli Ali ise şaşkın şaşkın ortalıkta dolanmaktadır.
Donanmanın gözde gemilerinde Ocean önlerine kadar sokulmuş hâlâ ateş yağdırmaktadır. Şimdi onlara cevap vermenin tam sırasıdır, lâkin toplardan ikisi toprak altında kalmıştır. Üçüncü belki işe yarar ama onun da mataforası (mermi vinci) çalışmaz. Koca Seyyid, bir katil zırhlıya, bir kırık topa bakar. Sonra çılgınlar gibi koşturup patlamamış mermi aramaya başlar. Tozun toprağın arasında üç tane mermi bulur ancak mermiler kendinden üç misli ağırdırlar. Koca Seyyid “Ya Allah” diyerek mermiyi kavrar, Niğdelinin yardımıyla sırtına atar. O yükle altı basamak çıkar ve mermiyi namluya koyar.
Başlarında komutan olsa şüphesiz isabetli atışlar yapacaklardır nitekim ilk mermi uzak düşer, ikinci ise zırhlıya varamaz. Gemi (Ocean) önlerinden geçip gitmek üzeredir ki üçüncüyü yetiştirir, ateşlemeyi başarırlar. Yooo hayır bu mermi ilkmektep kitaplarında yazdığı gibi bacadan girip kazan dairesinde patla-
maz. Gemiyi zor zahmet kıç tarafından vururlar. Zaten bu mahalle büyüklüğündeki dev, tek mermiyle batmaz. Ancak bakın şu Allahü teâlânın işine ki o darbe ile dümen tertibatı devreden çıkar. Binlerce beygir gücündeki motorlar gemiyi fırıldak gibi çevirmeye başlar. Efsane gemi kontrolden çıkıp ortalığı harmanlar ve gidip bir gece evvel Nusret’in döşediği mayınlara toslar. Belki inanmayacaksınız ama o koca alamet kâğıt gibi yırtılır ve tabak gibi suyun içine kayar. Gemiden atlayanlar Ocean’ın girdabına kapılır döne döne dibe batarlar.
? Maaş almaz, madalya takmaz
Hadiseyi izleyen Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa nefes nefese bataryaya koşar. Koca Seyyid’i alnından öper ve elceğizi ile onbaşı rütbesi takar. tebrik ve takdir konuşmalarından çok sıkılır içinden “bir bitse” diye yalvarmaya başlar. Belki bin defa “nasıl becerdin” sualine muhatap olur ve bin defa “Cenâb-ı Hakkın yardımıyla” diye cevaplar.
Hadiseyi duyan Almanlar fotoğraf makineleri ile gelir, o anı dondurmaya kalkarlar. İyi ama Seyyid bırakın mermiyi sırtlamayı yerinden bile oynatamaz. Bu poz için boş bir kovan bulur, mizansen yaparlar.
Onbaşımız izin ve para tekliflerine asla yanaşmaz, yalnız o günden sonra herkese bir, ona iki tayın bırakırlar. hakkına razı olur fazla tayını akadaşlarına dağıtıp dua almaya bakar.
Koca Seyyid 1918’de terhis edilir. Köyüne döner ama daha soluklanamadan Yunan’ın Ayvalık ve Edremit’e girdiğini duyar. Derhal silahını kapar, dağlara çıkar. Manisa, Kula, Uşak derken Afyon’a kadar uzanır. Zaman zaman yaralanır ama cepheden kopmaz, çok arzulamasına rağmen şehit olamaz. Kışla imamı “bu nasip işidir be Seyyid kardeş” der, “düşün Halid bin Velid (Radıyallahü anh) elliden fazla harbe katıldığı halde meydanda kalma arzusuna kavuşamadı. Ancak Allahü teâlâ’nın öyle kulları vardır ki yataklarında da ölseler şehit olurlar.”
Koca Seyyid ortalık sakinleyince köyüne döner, yağıyla kavrulmaya bakar. Dağdan dal budak getirir, odun kömürü yapar. Ama doğru dürüst para kazanamaz. Birileri araya girip ona madalya takmaya, maaş bağlamaya kalkarlar. Koca Seyyid “Hayırlı bir iş yaptıysak, Cenab-ı Allah ecrini verir” der dünyalığa bakmaz. 1939 yılında vefat eder, vârislerine eski elbiselerinden başka birşey bırakmaz. İyi de yapar, bu millet nice zengini, rütbeliyi unutur ama onu Fatihalarla anarlar…
Koca Seyyid üç yıl boyunca Balkan dağlarında komitacı kovalar. Tam terhis vakti gelmiştir ki onu kısa bir topçu eğitiminden geçirip Çanakkale’ye yollarlar. Kilitbahir, Mecidiye Bataryasında hizmete başlar. Çok geçmeden İngilizi, Fransızı kapımıza yığılır, 18 Mart sabahı Boğaz’ı zorlarlar. Zırhlıların ateş gücü çok yüksektir metrekareye 6 bin mermi sıkar, siperlerimizi adeta kazıyıp, göğe savururlar. Tam “oldu galiba” diyeceklerdir ki, topçu bataryalarımız ateşe başlar İngilizler yanıbaşılarında yükselen sudan kuleleri görünce çok heyecanlanırlar. Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları Kilitbahir önlerine gelir ve tabyaları kaldırıp koparırlar.
? Ben nerdeyim burası neresi?
Bataryanın kırk yiğidi sığınağa sokulacak fırsat bulamazlar zira merminin biri cephaneye isabet eder ve müthiş bir gürültü kopar. Koca Seyyid hayal meyal yerin kabardığını ve havalandığını hatırlar... Gerisi genzindeki pis koku, kulaklarındaki derin uğultu ve bulanık simalar...
Seyyid gözünü açtığında bir sıhhiye erinin kucağındadır, arkadaşlarından 14’ü şehit olmuş, 24’ü yaralanmıştır, Niğdeli Ali ise şaşkın şaşkın ortalıkta dolanmaktadır.
Donanmanın gözde gemilerinde Ocean önlerine kadar sokulmuş hâlâ ateş yağdırmaktadır. Şimdi onlara cevap vermenin tam sırasıdır, lâkin toplardan ikisi toprak altında kalmıştır. Üçüncü belki işe yarar ama onun da mataforası (mermi vinci) çalışmaz. Koca Seyyid, bir katil zırhlıya, bir kırık topa bakar. Sonra çılgınlar gibi koşturup patlamamış mermi aramaya başlar. Tozun toprağın arasında üç tane mermi bulur ancak mermiler kendinden üç misli ağırdırlar. Koca Seyyid “Ya Allah” diyerek mermiyi kavrar, Niğdelinin yardımıyla sırtına atar. O yükle altı basamak çıkar ve mermiyi namluya koyar.
Başlarında komutan olsa şüphesiz isabetli atışlar yapacaklardır nitekim ilk mermi uzak düşer, ikinci ise zırhlıya varamaz. Gemi (Ocean) önlerinden geçip gitmek üzeredir ki üçüncüyü yetiştirir, ateşlemeyi başarırlar. Yooo hayır bu mermi ilkmektep kitaplarında yazdığı gibi bacadan girip kazan dairesinde patla-
maz. Gemiyi zor zahmet kıç tarafından vururlar. Zaten bu mahalle büyüklüğündeki dev, tek mermiyle batmaz. Ancak bakın şu Allahü teâlânın işine ki o darbe ile dümen tertibatı devreden çıkar. Binlerce beygir gücündeki motorlar gemiyi fırıldak gibi çevirmeye başlar. Efsane gemi kontrolden çıkıp ortalığı harmanlar ve gidip bir gece evvel Nusret’in döşediği mayınlara toslar. Belki inanmayacaksınız ama o koca alamet kâğıt gibi yırtılır ve tabak gibi suyun içine kayar. Gemiden atlayanlar Ocean’ın girdabına kapılır döne döne dibe batarlar.
? Maaş almaz, madalya takmaz
Hadiseyi izleyen Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa nefes nefese bataryaya koşar. Koca Seyyid’i alnından öper ve elceğizi ile onbaşı rütbesi takar. tebrik ve takdir konuşmalarından çok sıkılır içinden “bir bitse” diye yalvarmaya başlar. Belki bin defa “nasıl becerdin” sualine muhatap olur ve bin defa “Cenâb-ı Hakkın yardımıyla” diye cevaplar.
Hadiseyi duyan Almanlar fotoğraf makineleri ile gelir, o anı dondurmaya kalkarlar. İyi ama Seyyid bırakın mermiyi sırtlamayı yerinden bile oynatamaz. Bu poz için boş bir kovan bulur, mizansen yaparlar.
Onbaşımız izin ve para tekliflerine asla yanaşmaz, yalnız o günden sonra herkese bir, ona iki tayın bırakırlar. hakkına razı olur fazla tayını akadaşlarına dağıtıp dua almaya bakar.
Koca Seyyid 1918’de terhis edilir. Köyüne döner ama daha soluklanamadan Yunan’ın Ayvalık ve Edremit’e girdiğini duyar. Derhal silahını kapar, dağlara çıkar. Manisa, Kula, Uşak derken Afyon’a kadar uzanır. Zaman zaman yaralanır ama cepheden kopmaz, çok arzulamasına rağmen şehit olamaz. Kışla imamı “bu nasip işidir be Seyyid kardeş” der, “düşün Halid bin Velid (Radıyallahü anh) elliden fazla harbe katıldığı halde meydanda kalma arzusuna kavuşamadı. Ancak Allahü teâlâ’nın öyle kulları vardır ki yataklarında da ölseler şehit olurlar.”
Koca Seyyid ortalık sakinleyince köyüne döner, yağıyla kavrulmaya bakar. Dağdan dal budak getirir, odun kömürü yapar. Ama doğru dürüst para kazanamaz. Birileri araya girip ona madalya takmaya, maaş bağlamaya kalkarlar. Koca Seyyid “Hayırlı bir iş yaptıysak, Cenab-ı Allah ecrini verir” der dünyalığa bakmaz. 1939 yılında vefat eder, vârislerine eski elbiselerinden başka birşey bırakmaz. İyi de yapar, bu millet nice zengini, rütbeliyi unutur ama onu Fatihalarla anarlar…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

