16 Ocak 2016 Cumartesi

MEZHEPLER TARİHİ DERS NOTLARI



MEZHEPLER TARİHİ DERS NOTLARI

1.       GİRİŞ

a)       Kavramsal Çerçeve

Mezhep: gidilen yer, yol, gitme zamanı, gitmek gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise; dinin anlaşılması ve algılanmasından, dini farklılaşmadan kaynaklanan grupları ifade eder. Bir diğer ifade ile insanların yaşadıkları sosyal çevrede dinin ana kaynaklarını anlama ve uygulamada ortaya çıkan farklılıkların kurumlaştığı dini gruptur. Dinle benzer anlam kümesine sahip olmasına rağmen din mezhebe göre daha geniş ve kapsamlı bir anlamı içerir.
Din-mezhep arasındaki alt-üst kimlik ilişkisi mezheplerin dinlerden sonra oluştuğunu ortaya koyar. Peygamberimizin vefatıyla tebliğ etmiş olduğu din bazı kesimlerce, çeşitli nedenlerle farklı yorumlanmış ve bu şekilde farklı anlayış biçimleri oluşmuştur. Mezhepler beşeri nitelikli oluşumlardır. Beşeri nitelikli olmaları geçerliliklerini ve diğer mezheplere ithamlarını tartışılabilir hale getirmektedir. Din de ise tartışma mümkün değildir.
Mezhepler İslam’la ayni ve özdeş değildir ancak tamamen de İslam dairesi dışında da değillerdir. Mezhepler dine yaklaşım farklılığını ifade etmektedirler, din farklılığını değil.
“Dinde doğru dürüst olun ve onda fırkalara ayrılıklara düşmeyin.” (Şura 13)
Bu ve benzeri birçok ayete karşı insanlar kendi menfaatleri için Kur’an ve Sünnetin arkasına sığınarak zümreler oluşturmuşlardır. Geleneklerinden öğrendikleri inanç sistemlerini dinleştirip diğer mezhepleri ötekileştirmişlerdir.
73 Fırka Hadisi;
Yahudiler 71 veya 72, Hristiyanlar 71 veya 72 fırkaya ayrılmışlardır. Benim ümmetimde 73 fırkaya ayrılacaktır.
Ek olarak bazı rivayetlerde: Bunlardan 72 si cehennemde, 1 i ise cennettedir.
Hiçbir mezhep mutlak doğru veya yanlış değildir. Her mezhebin az yada çok İslam Düşüncesine katkısı vardır.
Mezhep kelimesi yerine;
Makalat, makale; herhangi bir konuda söylenilen söz veya sözler anlamına gelir. Düşünce ve inanç safhasındaki ayrılıkları ifade etmek için kullanılır.
Nıhle, Nihal, minel; İddia, telakki görüş anlamına gelir. Diğer dinleri ve onların alt grupları olan mezhepleri içine alan geniş bir anlamı muhtevi olarak kullanılmıştır.
Fırka, fırak; Bir grup insan, takım, parti anlamına gelir. Siyasi ve itikadi ayrılıkları ifade eden gruplar için mezhep kelimesinin eş anlamlısı olarak kullanılır.
Ayrıca güncel dini grupları ifade edip mezhep anlamı taşımayan; zümre, hizip, hareket, ekol, akım, oluşum, cemaat kelimeleri de bulunmaktadır.
Ancak batı literatüründe kullanılan heterodoksi kavramı Hristiyan geleneğindeki mezhepleşmeyi anlatırken, İslami mezhepleşmeyi anlatmaktan uzaktır. Çünkü aynı Allah’a, aynı Peygambere ve aynı kitaba inanan kimseler tekfir edilemez.

b)    İslam Mezhepleri Tarihinin Konusu, Gayesi, Metodu

İslam mezhepleri tarihi: dini farklılaşmadan kaynaklanan beşeri nitelikli grupların oluşum süreçlerini bilimsel metotlarla inceleyen bilim dalıdır.
Bir gruba mezhep diyebilmek için;
1.        Toplumun diğer kesimlerinden farklılığını ifade eden bir grup hareketine dönüşmesi
2.        Hareketin lider veya karizmatik bir yapı etrafında oluşması
3.        Hareketin devamını sağlayacak literatürün derlenmesi gibi olgular belirleyici ölçülerdir.
İslam mezhepleri tarihinin konusu; Müslümanlar arasında çeşitli nedenlerle dini farklılaşma sonucu ortaya çıkan ve mezhep niteliği taşıyan gruplardır. Bu gruplar tek tek ele alındığı gibi, bir grubun kendi içinde ki fikri farklılaşmalar ele alınarak ortaya çıkan ayrılık ve bölünmeler de incelenir.
Konuyu oluşturan ana mezhepler; Hariciye, Şia, Mürciye, Mutezile, Ehli-i Sünnet Ve’l Cemaattir.
Ayrıca; Vehhabilik, Bâtıniye, Nusayrilik, Dürzilik, Kadıyanilik, Babilik ve Bahailik, Yezidilik ve Ehli-i Hak’ta ayrı başlıklar halinde incelenir.
Bir fırka incelenirken bütün yönleri ortaya konulmaya çalışılır. Yani ne zaman nerde doğdu, niçin doğdu, temsilcileri, kavramları, edebiyatları, diğerleriyle ilişkileri, günümüzdeki durumu ve İslam’a katkıları vs.
İslam mezhepleri tarihinin gayesi; günümüze kadar ortaya çıkmış mezhepleri en iyi şekilde bilmek (doğuşu, yapıları, aktiviteleri vs.), objektif olarak bunları değerlendirip Müslümanların birlik ve beraberlik içinde dinini en güzel yaşayabilecekleri bir ortam oluşturmaya çalışmaktır.İ.M.T Tarih, Din Sosyolojisi, Din Psikolojisi ve Antropoloji gibi beşeri bilimlerin metotlarından yararlanarak kendine özgü bir metot geliştirme gayretindedir.
İslam mezhepleri tarihinin metodu;Konuyla ilgili şahıslar ve görüşleri üzerinde yoğunlaşmalı. Mezhep ismi üzerinde durulmalı (verilişi, neden bu isimle adlandırıldığının arka planı incelenmeli). Mezhebin ilk kaynakları (özellikle mezhep mensupları tarafından yazılmış olanlar) ele alınmalı ve muhaliflerin fırka hakkındaki görüşleri titizlikle değerlendirilmeli. Ortaya atılan görüş ve inanç ortamın sosyal, tarihi ve siyasi şartlarıyla ilişkilendirilmelidir. (Fikir, hadise, mekan irtibatı)
İ.M.T normatif değil deskriptif bir alandır. Yani konu hakkında objektif olunması gerekmektedir.
İ.M.T ele aldıkları konular itibariyle; Kelam, İslam Tarihi, İslam Hukuk Tarihi, İslam Felsefesi Tarihi, Tasavvuf Tarihi, Dinler Tarihi, Din Sosyolojisi, Din Psikolojisi gibi bilim dallarıyla ilişki içerisindedir ve birbirlerinin verilerinden yararlanmaktadırlar.

c)    Klasik Mezhepler Tarihi Kaynakları

1)       En-Nevbahtî à Kitâbu Fıraki’ş-Şîa
2)       El-Bağdâdî à el-Fark Beyne’l Fırak
3)       Eş-Şehristânî  à El-Minel ve’n-Nihal
4)       El-Yemenî à Kitabu’l-Fırak
5)       F. Râzî à İtikâdu’l-Fıraki’l-Müslimîn ve’l-Müşrikîn

2.    MEZHEPLERİN DOĞUŞ NEDENLERİ

a)       İnsandan Kaynaklanan Nedenler

Toplumdaki dini farklılıkların öznesi insandır. İnsan doğuştan getirdiği özellikler, gelişme çağında şekillenen şahsiyet, toplum içindeki etkileşimi farklılaşmalarda etkili olan unsurlardır.

         I.  Psikolojik Unsurlar

       II.  Sosyolojik Unsurlar

b)    Müslüman Toplumundan Kaynaklanan Nedenler

         i.  Kuran’ın Anlaşılması

       ii.  Hz. Peygamber’in Mezhepçiliğe Alet Edilmesi

      iii.  Asabiyet-Fanatizm

      iv.  Siyasi Çekişmeler

c)    Dış Nedenler

d)    Müslümanlar Arasında Ortaya Çıkan İlk İhtilaflar

         i.  Devlet Başkanlığı, Hilafet-İmamet Tartışmaları

       ii.  Ridde Savaşları ve Yalancı Peygamberler

      iii.  Hz. Osman’a karşı girişilen İsyan

      iv.  Cemel Vakası

Hz. Osman’ın şehadetiyle boşalan otorite boşluğunu asiler doldurmaları için halka baskı yapmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Hz. Ali’ye biat edildiği rivayet edilir. Bunun yanında Medinelilerin tamamen biat etmedikleri de aktarılır. İlk iş olarak otoriteyi sağlayıp daha sonra Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması düşünülür ancak Hz. Ali mevcut valileri değiştirmekle işe başlar. Şam valisi Muaviye bu işe karşı çıkar. Hz. Osman’ın akrabası olması hasebiyle onun kanını talep ediyor ve onun mirasının kendi hakkı olduğunu iddia ediyordu. Bu durum karşısında sahabeler Hz. Ali’nin ne yapacağını merakla beklemekteydiler. Çünkü ilk defa sahabeler ayrı cephede karşı karşıya gelmişlerdir.
Bu sırada Talha b. Ubeydullah ve Zübeyir b. Avvam umre bahanesiyle Mekke’ye gelip Hz. Aişe ile görüştüler. Onlara daha sonra Abdullah b. Amr ve Ya’la b. Münye yüklü miktarda para ve malla eşlik ettiler. Yaklaşık 20bin kişiyle Hz. Osman’ın katillerini cezalandırmak için Basra’ya hareket ettiler. Hz. Ali’nin atamış olduğu vali karşı koymak istediyse de başarılı olamadı ve Basra’yı ele geçirdiler. Hz. Osman’ın katillerinden yakaladıklarını öldürdüler. Bunun üzerine Hz. Ali de yaklaşık 20bin kişiyle Basra’ya yola çıktı. Basra’ya ulaşınca Ka’ka b. Amr elçi olarak görevlendirildi ve iki taraf anlaştılar. Fakat ne olduğu anlaşılmadan anlaşan iki taraf birbirine girer ve çok sayıda Müslüman vefat eder. Bunlar arasında Talha ve Zübeyir’de bulunur. İki tarafın çarpışmasının nedeni tarihi kaynaklarda Hz. Osman’ın katillerinin işi olduğu belirtilir. Olay Hz. Aişe’nin devesi etrafında gerçekleştiği için bu ismi almıştır.

        v.  Sıffin Savaşı

Basra’da hâkimiyeti sağladıktan sonra Hz. Ali Kufe’ye çekilip Şam’a Muaviye’ye bir elçi göndermiş ancak yine olumsuz cevap üzerine Şam üzerine yürümüştür. İki ordu Sıffin vadisinde karşı karşıya gelmiş ve yaklaşık 1 ay küçük çaplı çarpışmalardan sonra Leyletül Harir günü büyük çaplı savaş başlamıştır. Muaviye yenileceğini anlayıp kaçmaya karar verdiği anda Amr. İbn. As yanlarında bulunan Kuran sahifelerini askerlerden mızrakların ucuna takmalarını istemiş ve daha sonra “Allah’ın kitabı sizinle aramızda hakemdir.” Diye bağırmışlardır. Hz. Ali bu durumun bir hile olduğunun bilincinde olarak yanındakilere çarpışmayı söylediyse de yanındakiler “Allah’ın kitabına çağrıldıysa icabet etmek gerek“ diyerek savaşı bırakmışlardır. Hatta eğer Hz. Ali ısrar ederse durumu İbn. Affan gibi olacağını belirtmişlerdir. Nitekim savaş sonucu çok sayıda Müslüman şehit olmuştur.
Daha sonra savaşın sonlanmasına sebep olan Kûfeliler Ebu Musa El-Eşari’yi hakem seçmeleri gerektiğini belirmişlerdir. Hz. Ali ne kadar itiraz ettiyse de Ebu Musa sonuçta hakem seçilmiştir. Muaviye’nin hakemi de Amr. İbn. As olmuştur. Görüşmeler sonunda Allah’ın dirilttiğini diriltmek ve onunla hükmetmek üzerine bir ateşkes metni hazırlanmıştır. Hz. Ali bu metni okurken Urve b. Adiyy “Siz Allah’ın emrine ve hükümlerine ortak mı koştunuz. Hayır! Hüküm yalnızca Allah’ındır ve ondan başkası hükmedemez.” Diyerek Temimoğulları ve kendisine katılanlarla birlikte Nuhayle de toplanmışlardır. Tarihte ilk ortaya çıkan fırka olarak adlandırılan bu grup Hariciye olarak tarihe geçmiştir.
Bu olaydan sonra iki tarafın hakemleri tekrar bir araya gelip devlet yöneticisi için karar vermek istemişler ve Amr. İbn. As’ın meşhur oyunuyla Muaviye’yi halife olarak tayin etmiştir. Hz. Ali bu kararın kitaba uymadığı nedeniyle reddetmiş, Muaviye ise Hz. Osman’dan edindiğini iddia ettiği haklarını genişleterek devlet başkanı olma hakkını elde etmiştir.

Değerlendirme
Müslümanlar arasında çıkan ihtilaflarda dikkat edilmesi gereken konu sahabeler de olsa merkezde insan olma unsurunun olmasıdır. Dolayısıyla gerek psikolojik, gerek sosyal yapıları problemlere çözüm arayışlarında etkili olmuştur.
Bu fitne haraketlerini ilk olarak dini problem haline Hariciler getirmişlerdir. Bu nedenle bu hareketlere katılanları direk cehenneme göndermişlerdir. Şia ise Hz Ali ve onun yanında yer alan 15 sahabi dışındakilere cehenneme uygun görürler. Mutezile’de Hariciler gibi bir tavır takınırlar. Mürcie onların durumunu Allah’a havale ederler. Ehl-i Sünnet ise tarafları haklı görerek onların cennete gideceklerine dair kanaate sahiptir.
NOT:Buraya kadar dikkat edilirse Abdullah b. Sebe ismi hiç geçmez. Çünkü onun varlığıyla ilgili ciddi şüpheler mevcuttur. Kısaca;
1.       Sebe ile ilgili rivayetler cerh edilen ravi Seyf’e dayanır.
2.       Akıl ve izan sahibi sahabe nasıl bir yahudiye uyar.
3.       Hz. Osman’ı şehit eden kabilenin Sebeiyye olarak adlandırılması güney Arap kabilelerinden oluşmalarındandır.
4.       Sebe’ye isnad edilen Vasıyye ve Recat görüşleri için henüz çok erken bir dönemdir.

EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT

Müslümanlar arasında görülen mezhepleri içinde geçmişte ve günümüzde en fazla müntesibi olan Hz. Peygamber’in sünnetine ittiba ettiğini ve cemaat ehli olduğunu iddia eden fırkadır.

a)    Tanımı

Sünnet: Sözlükte yol, gidiş, adet demektir.
Sünnetullah: Allah’ın değişmez kanunları demektir.
Sünnet denildiğinde Müslümanların zihninde çağrıştırdığı anlam Hz. Peygamberin yol ve gidişatı, Kur’an’dan sonra dinin ikinci esas kaynağıdır. Kelam ilminde bid’atin karşıtıdır.
Cemaat: Lügatta topluluk, insan güruhu gibi anlamlara gelir. Istılahta islam ümmetinin çokluğu, müctehid alimler topluluğu demektir.
Ümmetin birliğini ifade eden ana kitleyi teşkil eden ve mevcut sistemle uyum sağlayıp, farklılaşma ihtiyacı hissetmeyen geniş topluluk cemaat olarak kabul edilmiştir. Bu topluluğun kendisine nispet ettiği ehli sünnet ve’l cemaat adı ise diğer her hangi bir grup tarafından kullanılmadığı gibi bu adın cemaate nispeti diğer gruplar tarafından da kabul edilmiştir.

b)    Doğusu

Sıffin savaşından sonraki iç mücadelelerden sonra sert tavırlarıyla harici fırkasına tepki olarak doğmuştur. Mürcie de haricilerin tam tersi görüşleri olarak ortaya çıkmıştır. İslam tarihinde ana kitleden ayrılan ilk gruplardır. Emevilerin ehl-i beyte karşı muhalefet olmaları Müslümanlara karşı muhalif söylemleri geliştirmesi sonucu şii zümreler oluşmuştur. Emevilerin arap fatalizmini yeniden gündeme getirmeleri ve eylemlerini ilahi kadere bağlamaları sonucu mabed el-cüheni ve gaylan et-dımeşk gibilerin başını çektiği kadderiler fırkası doğdu. Kaderiler insanın fiillerinde hür olduğunu savundular. Kaderi inkar ettiler. Karışan sosyal kültürel şartlar sonucu bu görüşleri sistemleştiren mutezile fırkası doğdu. Kur’an’a dayalı inanç esaslarını akli metodlarla sistematik olarak ilk defa ifade eden Mutezile alışılmıştan farklı oldukları için ana kitlenin dışında kaldılar. Siyasi yapıda Büveyhi hanedanı desteğini alarak Şii’lerin kendilerini ümmetten ayrı hissetmeleri sonucu islam aleminde hiç bitmeyecek bir kutuplaşma olmuştur. Bütün bu karışıklıklara karşı ana kitlede kendi kimliklerini tanımlama ihtiyacı hissetmiştir. İlk ana mezheplerini H. 4. Yy başlarında oluşturan bu kitle tespitlere göre ilk defa Ebul Leş Es-Semerkandi’nin Şerhu Fıkhul Ekber adlı eserinde Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat diye adlandırılmıştır. Ehl-i sünnetin iddialarının dayanağı onların sahabiler hakkındaki kanaatleri, kendi içlerindeki ayrılık ve bölünmelerde birbirlerine küfür itham etmemeleri, görüşlerinde ifrat ve tefritten uzaklaşarak itidali, vasat ümmet tanımlamasına en uygun gruptur.

c)    Tarihçesi

Ehli Sünnet vel Cemaat H. 4. Yy başlarında oluşmuştur. Hz. Hasan’ın devlet başkanlığını anlaşmayla Muaviye’ye devrettiğiyıl cemaat yılı olarak tavsif edilmiştir. Bunula birlikte cemaat kavramının ifade ettiği siyasi birliği ilk temsil edenlerin Abdullah b. Ömer, Sa’d b. Ebi Vakkas gibi fitne hareketlerine karışmayan, kendi işlerine bakan sahabiler olduğu kabul edilir. Bunlar iktidarı ele geçirenlere sorgusuz bi’ad etmişlerdir. Bu sonraki yıllarda Sunniliğin tipik siyasi tavrına emsal teşkil etmiştir. İslam alemindeki o karışıklıktan uzak durup Kur’an’ı anlamaya çalışan İslam alimleri halkın gündelik hayatla ilgiliproblemlerini çözerken temel kural ve kaideler koyarak ameli mezheplerin doğmasına zemin hazırlamıştır. İlk dönem ulemaları yaşanılan akidevi problemler ve siyasetin tamamen dışında kalmamışlardır. Özellikle Hasan el- Basri Emevi vali ve halifelerini ikazdan geri kalmamıştır. Bu adımdan sonra Sünni düşüncenin gelişiminde önemli bir yere sahip olan İmam Azam ebu Hanife Numan b. S-Sabit’tir. Rasyonel ve hürriyetçi zihniyetle yetişmiş Ebu Hanife ilahi sıfatları, kaderi ve şefaati kabul eder. Kur’an’ın mana itibariyle mahluk olmadığını söyler. Fiillerimizin kendi kazançlarımız olduğunu ancak Allah tarafından yaratıldığını savunur.
Ebu Hanife’nin Mevali oluşu siyasi tavrını etkilemiştir. O otoriteye itaat ve sözlü muhalefeti benimsemiş gibi görünüp dönemin politik şartları içinde başarıya ulaşma ihtimali olan fikirleri desteklemiştir. Bu siyasi tavır, Sünniliğin ikinci alternatif siyasi çizgisini teşkil etmiştir. Bu sünni çizgideki zihniyet cumhur denilen ulema arasında biraz daha farklı tonda temsil edilmiştir. Cumhur ulemasının ilk temsilcilerinden birisi İmam Malik kendi ekolünü politik çekişmelerden bağımsız hicaz bölgesinde kurdu. O da Nebevi sünnetini esas aldı. Onun talebesi olan İmam Muhammed b. İdris eş-Şafii sünnete ayrı bir anlam yüklemiştir. Mutezileye tepkisel bir ortamda doğmuştur. Sünni tarihini ilgilendiren boyut onun sünnete yüklediği anlam ile Müslümanların sosyal ve dini yapısına istikrar veren bir mekanizma sağlama çabasındadır. İmam Şafii toplumun beraberliği önemli ölçüde sağlamıştır. Bu geleneği Ahmed b. Hanbel daha sıkı bir bağlılıkla devam ettirmiştir. O ekolünü tamamen hadis metinleri üzerine kurmuştur.

d)    Görüşleri

1.       Canlıların bilgileri bedihi istidlali ve hissidir.
2.       Alemin hudusu: Allah’tan başka her şey alemdir.
3.       Allah’ın isim ve sıfatları: kur’an ve sahih sünnette geçtiği şekildedir.
4.       İnsanın fiilleri: Kader haktır fakat kul cebr altında değildir.
5.       Nübüvvet: Rasuller Allah’tan kullarına gönderilen elçilerdir. Mucizesi delilidir.
6.       İslam dininin rükunları 5’tir.
7.       Dini bakımdan yükümlü olduğumuz fiiller: vacip, haram, mekruh, mübah, mesnun’dur.
8.       Kabir hayatı, sorgu sual, azap sevap, hesap, mizan, cennet, cehennem haktır.
9.       İmamet: Müslümanların çeşitli hizmetleri ifası için aralarında ehil birini devlet reisi seçmeleri gerekmektedir.

2.1.Alt Grupları

a)    Selef

Temel özellikleri, inanç esasları konusunda nasta ifade edilen esasları olduğu gibi kabul etmeleri ve konuyla ilgili akli delil aramamalarıdır. Takip ettikleri metodik prensip:
1.       Takdis
2.       Tasdik
3.       Aczi itiraf
4.       Sükut
5.       İmsak
6.       Keff
7.       Marifet ehline teslim
Görüşleri;
1.       Kur’an ve sünnete muafık akla taraftarlardır.
2.       Ancak iradeyi şeriyye matlubdur. Gaye bu olmalıdır.
3.       Allah’ın sıfatları Esma-i Hüsna’da geldiği gibi ona layıktır.
4.       Nas’ın zahiri Allah’a layık bir manaya sahiptir.
5.       Allah hakkında Kur’ani deliller esastır.

b)    Eşarilik

Ebu’l Hasan Ali b. İsmail el-Eşari önceleri mutezilenin önde gelen imamlarındandı. Hocası el- Cubbai ile el aslah Allah prensibi üzerinde münakaşa etmiş ve kendi mezhebini sistemleştirmiştir. Nizam’ül Mülk medreselerinde kuvvetlenmiştir.
Görüşleri;Eş’ari itikadi konuları akli ve nakli delillerle ispatlar. eşArinin görüşleirni şöyle sıralayabiliriz;
1.       Eş’ari Allah’ın varlığını ispata ihtira delili üzerinde durur.
2.       Enbiya 21/22 ayetine istinaden Allah’ın birliğini akli ve nakli ispatlar.
3.       Kur’an’ın mahluk olmadığını akli ve nakli ispat eder.
4.       Allah’ın ahirette görülebileceğini akli ve nakli ispat eder.
5.       Her şeyi yaratanın Allah olduğu gibi insanın fiillerini yaratan da Allah’tır. İnsan fiillerinden sorumludur.
6.       İman, söz ve ameldir, artar eksilir.
7.       İnsanı bir örnek ol

c)    Maturidilik

Görüşleri;

Ehli Sünnet vel Cemaat’in ilk 4 asırlık teşekkül dönemi ana hatlarıyla böyledir. El-Eşari ve Maturidi’nin sistemleştirdiği akidevi esaslar, kendilerinden tekamül ederek islam aleminin hemen tamamında varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Eşarilik daha çok Araplarda, Maturidilik ise Arap olmayan Müslümanlarda vuku bulmuştur. İki fırka da kelam ilminin konusunu teşkil eder. Bugün islam aleminin yaşadığı sosyo-kültürel değişim tıpkı ilk dönem Müslüman Arap topluluğunun hazeriliğe geçiş sürecindeki süratli değişime benzer şekilde ziraat toplumundan sanayi toplumuna, bilgi toplumuna geçiş sürecinin getirdiği sıkıntılardır. Bu sıkıntıdan kurtulmak sağlıklı din eğitimiyle ve doğru bilgiye ulaşmayla mümkündür.

3.       HARİCİLİK

a)    Tanımı

Haricilik, Sıffin savaşı sonunda tahkimi kabul ettikleri için Hz. Ali ve Muaviye’yi protesto etmek üzere Hz. Ali’nin taraftarları arasından ortaya çıkan, İslam tarihindeki ilk fırka hareketidir. Istılahi olarak haricilik; dinin ve hakkın haricine çıkanlar, Hz. Ali’yi terk edenler manasında kullanılır.

b)    Doğuşu

Haricilik, dönemin siyasi ve sosyal olaylarına karışan bazı grupların, gelişen süreçte çeşitli nedenlerle mevcut otoriteye karşı aldıkları  tavır sonucu ortaya çıkmıştır. Hz. Osman dönemindeki problemler, Hz. Osman’ın şehit olması ve Hz. Ali’nin hilafetini müteakip ortaya çıkan Cemel ve Sıffin savaşları Hariciliğin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Hariciler Hz. Ali’nin ordusundan ayrılıp Harura denen yerde toplandı.  Kendi doğaları gereği, fıkhın inceliklerini ve usul ilminin esaslarını bilmemeleri sebebiyle zahire bağlı kalmışlardır.

c)    Tarihçesi

Harura’da toplanan ilk harici grubuyla İbn Abbas ve Hz. Ali’nin tartışması sonucu 6000 kişi Kufe’ye geri dönmüştü. Abdullah b. Habbab b. El-Eret’in ve hamile karısının öldürülmesi üzerine Hariciler bertaraf edilmişlerdir. Çok az sayıda kalan hariciler Hz. Ali’yi şehit etmişlerdir. Haricilerin belli başlı fırkaları; Ezrakiye, Sufiyye, İbadiyye, Necedat tır. Bu fırkalar varlıklarını günümüze kadar devam ettirmişlerdir.

d)    Görüşleri ve Zihniyet Yapıları

Hariciler, Hz. Ebu Bekir tarafından Kufe ve Basra’ya yerleştirilen Ehl-i Ridde bedevileridir. İbadet ve taatte çok ileri düzeydeydiler. Kur’an’ın zahiriyle amel edip hüküm çıkarıyorlardı. Nüzul sebebine bakmıyorlardı. Meselelere menfi açıdan yaklaşarak “Kim mümindir?” sorusunun cevabı yerine “Kim kafirdir?” sorusunun cevabını aramışlardır. Ameli, imanın bir cüz-ü kabul ederek, nafile ibadetlerin terk edilmesini küfür ile itham etmekten çekinmemişlerdir. Hariciler 20 kadar fırkaya ayrılmış olsalar da birleştikleri belli başlı noktalar;
-          Ali, Osman, iki hakemi, cemel vakasına katılanları, hakemlerden memnun olanları tekfir ederler.
-          Büyük günah işleyen herkesi kafir ilan ederler.
-          Adaletsiz devlet başkanlarına baş kaldırmayı müminler için farz sayarlar.

3.1.Alt Grupları

a)    Ezrakiyye

Nabi b. El-Ezrak’a tabi olan ilk harici fırkasıdır. Görüşleri;
-          Tahkimi kabul etmemekle Hz. Ali kafir oldu.
-          Din hususunda görüş birliğinde olup da kendileri ile savaşa katılmayanlar kafirdir.
-          Muhaliflerin çocuklarını ve kadınlarını öldürmek caizdir.
-          Takiyye haramdır.
-          Peygamberler küçük veya büyük günah işleyebilir.
-          Büyük günah işleyenler kafirdir ve ebediyyen cehennemdedir.

b)    Necdiyye

Necde b. Amir el-Hanefi’ye tabi olanlardır. Görüşleri;
-          Takiyye caizdir.
-          Kuûd kendilerindendir.
-          Dinde icmali iman yeterlidir.
-          icmali imanın dışında, dinde Füru’da içtihadı da caizdir.
-          Kendileri dışındaki diğer Müslümanlarla karşılıklı ilişkiye girmek caizdir. Kendileriyle savaşmayan Müslümanların kanlarını dökmek haramdır.

c)     İbadiyye

Abdullah b. İbad’a tabi olanlardır. Görüşleri;
-          Ehli kıbleden kendilerine muhalif olanlar, müşrik olmayan kafirlerden sayılır.
-          Büyük günah işleyen mümin değil müvahhidddir.
-          Büyük günay işleyen küfrü nimet içindedir.
-          Kuûd’un oturması caiz ise de savaşması efdaldir.
-          İmamların Kureyş’ten olması şart değildir.
-          İman; ikrar, amel, niyet, sünnete uymak, hiç kimse için illet tanımamaktır.
-          Kur’an’ın mahluk olduğuna inanırlar.
-          Kulun fiilini Allah yaratır, kul fiilin kâsibidir.
-          Allah’ı teşbihten kaçınırlar, sıfaları izaha girişmezler
-           Ruyetullah’ı reddederler
-          Kafirlerin çocuklarını kafir sayma, nifakın şirk olduğu konusunda çekimserdirler.
“hüküm ancak Allah’ındır.” Diyerek resmi siyasetin Kur’an’a dayanması gerektiğini savunan hariciler başlangıçtan beri bu prensibi bütün ameller için geçerli şart kılarak ameli imanla birlikte değerlendirip, en küçük amelsizliği, hata ve kusuru küfür ile itham etmekten çekinmemişlerdir. Bu düşünce içinde Nafiler farklı düşünmüştür. İstiraz metoduyla Müslümanlar arasında tam bir terör estiren Nafi ve Ezrakiler kısa zamanda tarih sahnesinden silinmiştir. İbadiyye fırkası ise ilerleyen dönemlerde inanç esaslarının bazısında Mutezile, bazısında Sunniliğe paralel görüşlere sahip olmuşlardır.

4.       VEHHABİLİK

Orta Arabistan’da Muhammed b. Abdulvehhab’ın  Muhammed b. Suud ile yaptığı anlaşma sonucu ortaya çıkan fırkadır. Fırka mensupları kendilerine “muvahhidun” adını vermişleridir. Buna göre Vehhabilik, İbn Teymiye’nin fikirlerinden mülhem olarak kendilerini Sunni Selef akidesine ve Hanbeli mezhebine nisbet eden Muhammet b. Abdulvehhab’ın görüşlerini kabul ettirmek ve yaymak için Muhammed b. Suud’un siyasi desteğine baş vurarak oluşturdukları dini hareketin adıdır. Vehhabiliğin ortaya çıktığı 18.yy’da Orta Arabistan, sosyal yapı bakımından aşiret geleneğine bağlı, kısmen birbirinden bağımsız, hayvancılık, kısmi ziraat ve yağma ile geçinen yarı göçebe toplulukların hakim olduğu bir coğrafyadır. İbn Abdulvehhad, Mesud b. Suud ile Deriye’de anlaşmış iki şart ileri sürmüştür. İbn Abdulvehhab’ın kendilerini terk etmemesi, mahalli vergileri almaya devam etmek. Muhammed b. Suud ve İbn Abdulvehhab arap geleneğine uygun olarak; “kanın benim kanım, evin benim evimdir” diye ant içmiş, bir bakıma yağmacılık meşru hale getirilip cihad şeklinde gösterilmiştir.

a)    Tarihçesi

18.yy’ın ikinci yarısında Orta Arabistan’da kendilerini kabul ettirmişlerdir. Osmanlı iktidarının Harici olarak isimlendirdiği bu fırkayı, Mısır Valisi M. Ali Paşa yenilgiye uğratmıştır. Vehhabilik, bu savaş esnasında Osmanlı takibinden kurtulan Suudlardan birisi olan Türki b. Abdillah tarafından 1824 te yeniden toparlanmış, bölgeye hakimiyet kurmuştur. Osmanlıya karşı İngilizlerle ittifak kurmuşlardır. Osmanlı da bu bölgede Reşidileri desteklemiştir. Abdulaziz b. Suud 1915 te İngilizlerle bir anlaşma imzalamıştır. 1921 de Hicaz’ı ele geçirmiş, 1932 de de devletin adını Suudi Arabistan Krallığı olarak değiştirmiştir.

b)    Görüşleri

·         Tevhid İnancı: İbn Abdulvehhab’ın görüşlerinin temelini tevhid inancı teşkil eder. Yani tevhid, kalple, lisanla ve amelle gerçekleşir. Birisi olmazsa kişi Müslüman sayılmaz. Ona göre tevhid 3 kısımdır. Tevhid-i Zat ve Sıfat, Tevhid-i Rububiyyet, Tevhid-i Ulıhiyyet.
·         Şefaat: Şefaate izin ve yetkinin yalnızca Allah’ın elinde olduğunu savunurlar.
·         Bidat: İbn Abdulvehhab, Hz. Peygamber ve ashabından sonra dine sokulan yeniliklere yani bidatlere karşı çıkar. Mescidlerin farklı eylem türlerinin yapıldığı yerle dönüştürülmesine, Allah’tan başkasına dua edilmesine karşıdır.
Vehhabilik, dini ihya hareketlerinin tipik örneklerinden birisidir. Günümüzde kendilerini Selefi olarak kabul ederler. Ancak Kur’an ve Sünnet ekseninde kalamayıp lafızcı ve harici zihniyetin gölgesinde kalmışlardır. Tıpkı Hariciler gibi Vehhabiler de insanlarla bir arada yaşama tecrübesi içinde görüşlerini önemli ölçüde esnekleştirmişlerdir.

(Emeği geçenlere teşekkürler)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder